Hidrolik Asansör Öldü mü?

By Fernando Guillemi | Hidrolik Asansörler ve Bileşenler | Nisan 2, 2022

Okuma süresi 4 dakika

AI'ya Genel Bakış

1867'de Leon Edoux'ya kadar uzanan ve Otis tarafından geliştirilen hidrolik asansörler, dolaylı piston sistemleriyle 1980'lere kadar alçak katlı ve yenileme pazarlarına hakim oldu. Avantajları arasında basit kat yükü aktarımı ve kompakt makineler yer alıyordu, ancak yüksek kurulu güç, büyük miktarda yağ, sık seviye ayarlama, düşük hızlar gerektiriyorlardı ve yağ dökülme riski taşıyorlardı. 1990'larda tanıtılan ve daha sonra kalıcı mıknatıslı motorlarla geliştirilen makine dairesiz elektrikli çekiş sistemleri, enerji geri kazanımı sağlayan, UPS destekli acil durum seferlerine olanak tanıyan, kullanılabilir kat alanını serbest bırakan ve enerji kullanımını yaklaşık yarıya indiren daha küçük ve daha verimli üniteler sunmaktadır. Hidrolik sistemlerin modernizasyonuna yönelik girişimler büyük ölçüde başarısız oldu ve bu da onları kısa mesafeli veya ağır hizmet tipi nişlerle sınırlı bırakırken, MRL sistemleri yolcu asansörlerinin yerini aldı.

Halen kullanılıyor olsa da hidrolik asansörlerin modası geçmiş görünüyor.

Bundan yaklaşık beş yıl önce, Subir & Bajar’ın Mart 2017 sayısında asansörler için hidrolik ekipman üreten en büyük şirketlerden biri olan GMV’nin sahibi Ángelo Martini de aynı soruyu kendisine sormuştu: Hidrolik asansör öldü mü?

Hidrolik asansör tarihine kısaca bir bakalım. 1867’de bir Fransız, Leon Edoux’un Paris’teki uluslararası bir fuarda yeni bir asansör tanıtmasıyla birlikte hidrolik tahrikli asansör fikri doğmuş oldu. Bundan birkaç yıl sonra, 1872’de, Otis bu fikri alıp geliştirdi, başarılı bir şekilde pazarladı ve sektörde kabul gördü. Şirket, geniş çaplı, gömülü pistonlarda gerekli basıncı elde etmek için büyük tanklarda depolanan suyu kullanarak yükü üç veya dört kata kadar kolayca kaldırdı. Ancak, paslanmanın etkileri birtakım sıkıntılara yol açtığı için su yerine yağ kullanmak zorunda kalındı.

1970’lerde İtalya’da, pistonun üst ucuna bir kasnak yerleştirmek gibi parlak bir fikir ortaya sürüldü. Bu şekilde 2:1 oranında çelik kablo ve bir sabit nokta vasıtasıyla hidrolik sistemin performansını artırarak kullanıcıların daha uzun mesafeleri kat etmesi ve pistonun gömülü olmasına gerek kalmaması sağlandı.

1980’lere gelindiğinde, özellikle Avrupa ülkelerinde bu dolaylı sistemler bir kaldırma çözümü olarak maksimum düzeyde kullanılmaya başladı. Az katlı binalardaki asansörlerde piyasaya öncülük ederken asansörü olmayan, eski ve çok katlı binalar için de ideal bir çözüm haline geldi.

Avantajları:

  • Bütün stresin doğrudan yere aktarılması, dolayısıyla kullanıcıların bütün yükü destekleyecek bir yapıya ihtiyaç duymaz.
  • Binadaki yerin yanı sıra azaltılmış makine odaları
  • Asansörün acil durumlarda indirilmesi
  • Kuyu boşluğunun kullanılması

Dezavantajları:

  • Karşıağırlık kullanılmadığı için kullanılan gücün yüksek olması gerekir
  • Ekipmanda 200l üzerinde oldukça fazla miktarda yağ gereksinimi söz konusudur.
  • Basınç kayıpları nedeniyle seviyeleme sistemi gereklidir.
  • Yağ sızıntıları nedeniyle zeminde kirlenme yaşanır.
  • Düşük hız ve minimum performans söz konusudur.

1990’larda, çokuluslu şirketler yeni bir fikir üzerinde çalışmaya başlamıştı: yeni ve ekstra düz kademeli elektrik motorlarının ortaya çıkmasıyla elektromekanik ekipmana yer açılması için makine odasının ortadan kaldırılması. Dişlisiz makinenin yerleştirildiği bu ekipmanın kılavuzlara bağlanması sayesinde kurulum sırasındaki bütün kuvvet zemine aktarılıyordu. Bu gelişme sayesinde, yukarıda bahsedilen ilk iki avantaja ulaşılmış oldu.

Yıllar içerisinde, makine dairesiz asansör sistemi daha da geliştirildi. Elektrik tahrikli makineler rotorda sabit mıknatıs kullanımıyla geliştirildi. Daha küçük yerlere sığacak bir ağırlığa, hacme ve güç oranlarına ulaştılar. Örneğin, 450kg ağırlığındaki yüklerin 1m/sn hızında taşınması için gereken makineler küçülerek 90kg’a kadar indi, gereken güç de 4kW civarında kaldı.

Martini bir yazısında elektronik valf geliştirdiklerini, frekans değiştirici kullandıklarını ve madeni yağı biyoçözünür bir sıvı ile değiştirdiklerini anlattı. Bugüne kadar, daha önce kurulan ekipmanlarda bunların hiçbirini görmedik. MRL ile rekabet etmek üzere tasarlanan bu teknolojik yenilikler uygulanmadı. Belki maliyet, belki de uygun teknolojik gelişmeler gerçekleştirilemediği için hidrolik ekipmanı 1990’lardaki teknoloji ile kurmaya devam ettik.

Enerji açısından bakacak olursak, Avrupa’daki çeşitli topluluklarda yürütülen çalışmaların sonuçları hidrolik asansörlerin modern MRL ekipmanlarından iki kat daha fazla enerji gerektirdiğini göstermektedir. Diğer taraftan, başka elektrik akım kaynaklarının kullanıldığı yeni sürücülerin geliştirilmesi sayesinde elektrikli asansörlerde kullanılan enerji önemli ölçüde azaltıldı ve geri kazanıldı.

Hidrolik ekipman, çıkış esnasında kazanılan potansiyel enerjiyi dağıtmak için ısıyı iniş sırasında serbest bırakmalıdır. Bu enerji geri kazanılamadığı gibi ısının yağın akışkanlığını değiştirmemesi ve asansörün işleyişini etkilememesi için soğutucu takılmalıdır.

Bu düşük güçlü motorların bir diğer avantajı, kesintisiz bir güç kaynağı (UPS) kullanılarak acil bir durumda asansörün aküyle çalışmasına imkan sunmasıdır. Bu yeni tasarımda deliklerin yüzeyinden en iyi şekilde yararlanır. Bu özellik çok önemlidir zira bunlar hidrolik ekipmanın değiştirilmesinde etkilidir. Ayrıca satış anlamında da büyük kazanç sağlar.

Bütün bunları anlattıktan sonra, şimdi yazının başlığındaki soruya geri dönebiliriz: Evet, hidrolik ekipmanın günleri sayılı. Kendisine kısa mesafeli ve ağır yük ekipmanlarında yer bulacak olsa da, artık yolcu asansörlerinde kullanılmayacak.

Şu an, hidrolik sistemlerin avantajlarından çok daha fazlasını sunan ve daha çevre dostu sistemler var. Bunlar daha az enerjiye ihtiyaç duyan, enerjiyi geri kazanan, çevreyi kirleten sıvılar veya yağlar kullanmayan, daha az yer kaplayan, montajı daha kolay ve fiyatı benzer olan sistemler.

Günümüzde, Buenos Aires’te yılda 1,000 adet kadar hidrolik ekipman montajı yapılıyor. Hidrolik asansörün ihtiyaç duyduğu enerjinin yarısını makine dairesiz sistemler kurarak harcadığınızı hayal edin. Burada en önemli olan şey yılda 200,000l yağın kullanılmayacak olması zira üreticilere göre asansördeki yağın her 10 yılda bir ya da daha kısa aralıklarla değiştirilmesi gerekiyor. Bu sıvının çoğunun dökülmesinde veya uygun şekilde atılmamasından kaynaklanabilecek risklerin ortadan kalkması da çevrenin korunmasını sağlayacaktır.

Paylar