ABD Yaptırım Listesindeki Tek Asansör Firması: İDA Asansör
By Bülent Yılmaz | Endüstri Diyaloğu | Kasım 17, 2024
Okuma süresi 11 dakika
1 Mayıs'ta ABD Hazine Bakanlığı, İDA Asansör'ü yaptırımlar altına aldı; bu, hedef alınan ilk asansör şirketi oldu ve kurucusu Ömer Baran ile Malatya'daki firması anında bankacılık dondurmalarına ve SWIFT dışlamasına maruz kaldı. Baran, İDA'yı aile köklerinden modern fabrikalar, güneş enerjisi ve artan kapasiteyle büyük bir ihracatçıya dönüştürme sürecini anlatıyor ve ihracatın Rusya'nın ötesine, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Avrupa'ya uzandığını vurguluyor. Bankalar hesapları ve sigortaları iptal etti, bu da çaresizce PTT Bankası'na başvurmaya ve ABD ve Türk yetkililerine yapılan başvuruların cevapsız kalmasına yol açtı. Baran, bu önlemleri egemenlik ve insan hakları ihlali olarak nitelendiriyor, asansörlerinin askeri amaçlı kullanıldığı iddialarını reddediyor, stok ve yeniden yatırım yoluyla finansal dayanıklılık sağladığını belirtiyor ve ihracata devam edeceğine söz veriyor.
Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı 1 Mayıs’da yayınladığı duyuruda Türkiye, Çin, Hong Kong, Azerbaycan, Belçika, Slovakya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) şirket ve kişilere Ukrayna’ya yönelik savaşı sürdüren Rusya’nın silah programına teknoloji ve ekipman desteği sağladığı gerekçesiyle yaptırım uygulama kararı aldı. Bu kararda dikkat çeken bir firma vardı. ABD tarihinde ilk defa asansör sektöründen bir firma ABD’nin yaptırım listesinde yer alıyordu; DA Asansör Sanayii Ticaret Limited Şirketi.
Türkiye'nin asansör sektöründe ilk beş ihracatçı şirketinden biri olan Malatya merkezli İDA Asansör San.Tic.Ltd.Şti.'nin kurucusu ve genel müdürü Ömer Baran ile görüştük. İşte merakla beklenen soru ve cevaplar:
BY: Ömer Bey sizi tanımayanlar için önce kısaca kendinizden bahseder misiniz?
ÖB: Benimki babadan gelme bir meslek. Babam Diyarbakır’da montaj, bakım ve revizyon işleriyle uğraşıyordu. Ben bu mesleğe 10 yaşlarında ailemin yanında başladım ve asansör kuyusunda çalışarak en dipten en üstte her aşamasında aktif çalışarak geldim, yani çekirdekten gelen biriyim. 1999’da askerlik sonrası ailemden ayrı DİMA Asansör Ltd. Şti. kurarak iş hayatına atıldım. DİMA firması ile çoğunlukla TOKİ, Emlak Konut, Hastane gibi birçok kamu projesinde yaklaşık yıllık 500-600 ünite montajı yapıyorduk. Bugüne kadar sadece TOKİ bünyesinde 10,000 bin asansör kurulumu, Emlak Konut projeleri ve 27 ayrı Hastane 13 Öğrenci Yurdu projelerini sorunsuz bir şekilde tamamladık. Saniyede 3 metre hıza ulaşan asansör projeleri de yaptık. Bugünde DİMA Asansör firmanım kamu ve özel sektördeki montaj ve bakım işlerine aynı şekilde devam ediyor.
2009 yılında gelindiğinde Malatya ilinde İDA Asansör’ü kurarak sektörde kabin ve makine şasesi üretimine başladık. Daha sonra bazı global markalara otomatik kapı panelleri ve kasaları üretmeye başladık. Bu süreçte şunu fark ettik ki uluslararası markalar aslında bizi sadece montajdaki tedarikçileri olarak görmek istiyorlardı. Amaçları bizi kalkındırmak değil, sadece kendi ürünlerini satabilmekti. 2012 yılında çarpma kapı üretimini bırakarak, sadece otomatik kapı yapmaya başladık. Ancak o dönemde bu global firmalar siz kapı yapmayla uğraşmayın biz size daha ucuza verelim dediler. Yüzde ellilere varan indirimler teklif ettiler. Ama ona rağmen biz daha maliyetli de olsa kendi kapılarımızı yapacağız dedik ve süreçte kapı mekanizmamızı geliştirerek seri üretime başladık. İlk kapımızı ürettiğimizde hakikatten de dedikleri gibi bize maliyeti üç katına çıkmıştı. Ama iş öğrenmiştik, önemli olan olanda buydu. Devamında paket asansör üretimi ve tedariki anlamında komple sistem satışına da başladık.
2014’te mevcut kapalı alanımız yetmeyince daha büyük bir alana ihtiyacımız doğdu ve 2016 yılında yani darbe teşebbüsünün olduğu sene sanayiciler yatırımlarını askıya alırken, biz Malatya 20,000.Organize Sanayi Bölgesi’ndeki 1 bin m1.2’lik fabrikamızın inşaatını tamamlayarak buraya taşındık. Aynı anda makine parkımızı da yeni makinalar ile destekleyip kapasitemizi arttırırken, komponentleri de işleyebileceğimiz bir makine hattı kurduk. Sonra fabrika çatısına XNUMX Megavatlık GES yatırımı yaparak güneş enerji panelleri kurduk
Bu arada yurtiçi-dışı pazar arayışlarımız da devam ediyordu. Yaklaşık 16 ülkede fuarlara katıldık. Sonrasında ihracatlar başladı ve bugün yurtdışı pazarlarda tanınan markalarla rekabet edebilecek durumdayız. Halen ciromuzun önemli kısmını uluslararası pazarlara yapılan satış gelirleri oluşturmaktadır. Yıllık üretim kapasitemiz 2019’da 250-300 ünite arasındayken şu anda yıllık 1,800 ile 2,000 üniteyi zorlamaya başladık. 2024 yılı 1,400’uncu ayı itibarı ile komple sistem ihracatımız 2021 adet oldu. Rakamlarımızı gümrük beyannamelerinden de görebilirsiniz. Tabi bununla birlikte 2023 ile 10 yılları arasında XNUMX milyon dolarlık yeni yatırımlar yaptık. Bu yatırımlar arasında iki adet Prima Power insansız üretim hatlarını faaliyete geçirdik
2023’ün sonlarına doğru yine yer ihtiyacımız doğduğundan mevcut faal 14,000 bin m20,000’lik fabrikamızın ön caddesinde tahsis edilen XNUMX bin metrekare alanın inşaatını tamamlayarak faaliyete geçirdik.
Yine üretim ve finans ve muhasebe süreçlerini daha sağlıklı takip edebilmek adına kurumsal SAP gibi tüm dünya da marka olan yazılım sistemlerini kullanmaya başladık.
Mühendis ve kalifiye eleman kadromuz da aynı oranda nicelik ve nitelik olarak artarken, bölgenin en gelişmiş ARGE sistemine sahip olduğumuzu bugün rahatlıkla söyleyebiliriz
BY:2022 ve 2023 yılında Türkiye’de en çok ihracat yapan ilk beş asansör firması arasına girdiniz. Bu başarının en büyük faktörü Rusya ihracatınız mıydı?
ÖB: Hayır. Yalnızca Rusya demek haksızlık olur, bugün Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun tamamında etkiniz. Bugün tüm üretimimizi mevcut pazarlarımıza rahatlıkla ihraç edebilmekteyiz. Üretimde kapasitemizi sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde arttırarak Avrupa yanında deniz aşırı ülkelere de pazar çalışmalarımız devam etmektedir. Belki siz de bilmiyorsunuzdur, bizim Cezayir’de 3,000 bin mXNUMX’lik lojistik depomuz var. O bölgede iş ortaklarımız var. Biz burada üretiyoruz onlar satıyor. Sadece satışını yapmayıp onlara mühendislik hizmetleri de verdik. Global firmaların bize yaptığını, biz satış yaptığımız firmalara yapmadık.
"Bu, bir ülkenin egemenliğinin ihlalidir."
BY: ABD’nin Yaptırım listesine girdiğinizde haberi nasıl aldınız ve o gün neler hissettiniz?
ÖB: Evet. Gerçekten de belirsizlik dolu bir gündü - 1 Mayıs 2024. Sadece bir hafta önce, önemli anlaşmalar ve yeni siparişler nedeniyle heyecanla Rusya'dan dönmüştük. O gün İşçi ve Dayanışma Günüydü, yani resmi tatildi. 2 Mayıs sabahı saat 9:30'da, bankalardan OFAC (Yabancı Varlık Kontrol Ofisi) listesinde olduğumuza dair telefonlar almaya başladık. O sırada OFAC'ın ne olduğunu bilmiyorduk ve açıklama istedik, ancak bunun ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırım listesi olduğunu öğrendik. İlk araştırmalarımızdan, Rusya ile olan ticaretimiz nedeniyle yaptırıma tabi tutulduğumuz anlaşılıyordu. Henüz tam etkisini bilmiyorduk, ancak saatler içinde çalıştığımız her banka bizimle iletişime geçerek hesaplarımızı kapatacaklarını söyledi. Yatırımlarımız için 2027 yılına kadar geri ödemesi planlanmış kredilerimiz vardı; şimdi derhal kapatılmasını talep ediyorlardı. Ayrıca iş yeri ve araç sigorta poliçelerimizin de iptal edildiğini bildirdiler. Bu bankaların bağımsız hareket etmedikleri, ABD çıkarlarının uzantısı olarak hareket ettikleri açıkça ortaya çıktı. ABD bizi SWIFT ağından dışladı ve şaşırtıcı bir şekilde bankalarımız daha sonra Türk lirası işlemlerine bile erişimimizi kısıtladı.
Düşünün bizim size borcumuz var, bunu nasıl ödeyebilirim? Yurtiçi faturalar ve personel maaşlarımız var. Bankalar sistemi kapattı Havale veya EFT ile yapamıyoruz. Paramızın tümünü çekip bankalarda borcumuz olanların hesabına ancak şahıs olarak yatırabiliyorduk. Tahtakale’den beter bir hal aldık. Ama tabi çareler tükenmiyor. İnsan çaresizlik içinde birçok şeyi öğreniyor. Mesela PTT Bank’ın ne kadar kıymetli bir banka ve milli mesele olduğunu o gün anladık. Ödemelerimizi PTT Bank üzerinden yapmaya başladık. Bize o an bir bankadan çok, can kurtaran gibi geldi, ayrım yapmadan tüm bankalar bunu neden yapmadı ki? ABD Büyükelçiliğini aradığımızda SWIFT sisteminden çıkarıldığımızı söylediler. Yani diyor ki benim ulusal paramla işlem yapamazsın. Peki bizim ülkemizin bankaları neden Türk lirası ile işlem yapmamıza müsaade etmiyor? Şunu gördük, kanun ile koruma altına alınan Türk lirası ve yurtiçi işlerde TL. kullanma zorunluğu olması ve de yurt içinde belli tutarların üstündeki ödemelerinin bankacılık sisteminden yapılması yasal zorunluk olmasına rağmen, ki bu anayasal bir hak iken, firmamızın ve şahsımın bankacılık sisteminden çıkarılması nasıl izah edilebilir. Böyle bir yürütme şekli yok! Ülke yatırımcısının neler yaşadığını siz düşünün. ABD Büyükelçiliğine sorduğumuz da biz sadece İDA Asansör’ü İkincil yaptırım listesine koyduk. Diğer yaptırımları sizin ülke bankaları kendi uygulamaları olabilir dediler.
10 Mayıs'ta, adalet ve savunma hakkımızı savunmak için OFAC Yaptırımlar Ofisi'ne, ABD Hazine Bakanlığı'na, ABD Büyükelçiliği'ne, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na, Hazine Bakanlığı'na, Ticaret Bakanlığı'na ve Sanayi Bakanlığı'na dilekçeler sunduk. Yedi ay geçmesine rağmen, birkaç telefon görüşmesi dışında hiçbir kurumdan henüz bir yanıt alamadık. Bu, bir ülkenin egemenliğinin açık bir ihlalidir - bundan daha azı değil. ABD, ilişkilerinde adaleti savunmuyor; Irak, Suriye, Libya, Afganistan ve Filistin'de yarattığı sonuçlara bakmak yeterli. Karşılaştığımız ekonomik sonuçları düşünün. Bu neden oluyor? Çünkü ABD doları rezerv para birimi. Bir kişinin suçlu olup olmadığına bakılmaksızın, yiyecek, su ve barınma gibi temel haklarının ceza olarak elinden alındığı bir senaryoyu hayal edin. Bu, insan haklarının ihlalidir. Asansörler, özellikle engelliler, yaşlılar, kadınlar, hastaneler, huzurevleri, okullar ve yurtlar için temel altyapı hizmetleridir.
Ama ABD Diyor ki, Bu asansörleri askeri amaçla için kullanabilirler. Kardeşim o zaman domates de satılmasın, tekstil de. Domatesi asker de yiyor tekstili de giyiyor.
Nihayetinde finansal ve altyapı olarak güçlü bir firma olduğumuz için, bu zorlu süreci atlatabildik. Halimize çok şükür.
BY:Bu süreçte sizi en çok zorlayan ne oldu?
ÖB: Türk Bankaları! Ve Türkiye’deki bizim sektörde bulunan firmalar. En azında Sivil Toplum Örgütlerinin yanımızda durmasını beklerdik. Kamunun ilgili ajans ve dairelerinin desteğini beklerdik. Ülkesi için yatırım ve üretim yapan döviz girdisi sağlayan belki en önemlisi istihdam yaratan bir tesisinin bu kadar çabuk gözden çıkarılması ve süreçte yalnız bırakılmamız bizim için çok üzücü oldu.
Çünkü bugün bize, yarın size…
BY: Bu darboğazdan nasıl çıktınız?
ÖB: Üretim yaparak. Biz her zaman tedarikli çalışan ve ham madde stoğu bulunan bir firmayız. Biz, zamanında paramız varken işimize yatırdık. Tesisleştik, sistem ve personel yatırımları yaptık. Çevremizdeki insanların kendi sektörleri dışında yatırım yaptıkları kısa süreli kârlar peşinde koştuğu sizce de bilinen bir şeydir zaten. Biz iş hayatımız boyunca kazancımızı hep sektörümüze yatırdık. Bu dönem bizi haklı çıkardı, stoklu çalışmanın yani elimizdeki ham madde ne kadar kıymetli olduğunu yaşayarak gördük. Bu sayede 180-30 ay içinde 30 milyon TL olan cari yükümlüklerimizi, XNUMX milyona TL’ye kadar indirdik. Aslında o XNUMX milyonu da ödeyebilecek durumdaydık. Ancak bazı finans kuruluşları peşin aldıkları masrafları geri ödememek adına erken ödemeyi kabul etmediler.
Yine biliyorsunuz ki bu yıl içinde sadece borç kapatmayıp, 4 ay gibi kısa sürede XNUMX milyon USD harcayarak ikinci tesisimizi de bitirip, kullanıma açtık.
BY: Ticaret yaptığınız firmaların yaklaşımı nasıl oldu? Başta tedarikçiler olmak üzere Rusya dışındaki diğer müşterileriniz nasıl tepki verdi?
ÖB: Dış ülkelerdeki hiçbir iş ortağımız yani müşterilerimizle olumsuzluk yaşamadık ve hiçbir engelleme ve/ya pazar kaybımız olmadı. Güncel ciromuz da bunu teyit etmekte olup, bir anlamda bu kötü süreci iş yaptığımız yurtiçi-dışı firmalarla aştık ki; bu da bizim piyasalarda sağladığımız güvenin açık göstergesidir. Tabi uzak doğuda veya Avrupa’daki çalıştığımız firmalara elbette SWIFT sistemi kapalı olduğundan ödemelerimizi göndermede zorluklar yaşadık. Ama bunların da hepsini aşmayı başardık.
BY: Rusya’ya ihracata devam edecek misiniz?
ÖB: Ediyoruz!
Bizim Yaptığımız işten şüphemiz yok. En küçük bir yasaklı ürün üretmiyoruz, sadece ve sadece insan taşıma amaçlı asansörler üretiyoruz. Zaten tüm üretim ve ihracat sürecimiz Gümrük Müdürlükleri başta olmak üzere Devletimizin tüm birimlerinden teyit edilebilir. Firma olarak üretim tesislerimiz ile birlikte her türlü evrak bilgi paylaşımına açık olduğumuzu daha önce de ifade etmiştik. Bir kere daha buradan sizin aracılığınızla ifade edelim.
Bize aslında ülkenin bir değerine tanıdığınız bu kendini ifade etme imkânı önemli bir duruştur. Bu vesile ile şahsınız nezdinde yönetiminiz ve tüm ekibinize teşekkür ediyoruz.
BY: Son olarak ne ifade etmek isteriniz?
ÖB: Evet. Diyeceğimiz şu ki! biz hep birilerinden korkarak mı yaşayacağız? Bunu üretirsin, bunu üretemezsin sadece bunları satabilirsin diyecek, biz bu insanların önünde el pençe mi duracağız? Biz hayatımız boyunca hep mücadele ettik. Hayatın her alanı böyledir. Buna kim nasıl rıza gösterir. Bugün biz bu ürünü bu markayı oluşturabilmek için bir ömür verdik. Bize İDA’yı kapat, farklı firma isimleri altında devam edin vs… denildi.
Biz bir ömür verdik bu markaya. Köpekler istedi diye, atlar ölmez.
Bizler idealist insanlarız. Onlarca kez fuarlara katıldık. Bir ürünümüzü tanıtabilmek için milyonlarca dolar harcadık, on binlerce km seyahat ettik, günlerce uykusuz kaldık. Bu markayı önce Türkiye sonra dünya markası yapmak için elimizden gelenin fazlasını yaptık. Şimdi siz bizim yerimize kendinizi koyun; OFAC Yaptırımı neden sadece İDA için var. Bugün Rusya’ya milyonlarca dolar ihracat yapan Alman, İtalyan, Yunan firmaları var. Hatta onların Rusya’ya ihracat rakamları bizden daha yüksek! Bizim firmamız yaptırım listesine girdikten sonra bile milyonlarca dolar ihracatları var. Girin gümrük kayıtlarına bakın. Neden biz!! çünkü biz Türk firmasıyız. Avrupa veya ABD firması olsaydık bunları yapabilirler miydi? Artık bunu da kamuoyu kendileri takdir eder.



